Bering Boğazi Gibi Ekonomi: Nasıl Ama?

Yakın tarihimizde sömürgeciliğin payı… Şimdi bakalım geçmişe. Ülkemizin kökeni ekonomi de dâhil, Osmanlı İmparatorluğuna isnat ediyor. Osmanlı İmparatorluğunun iktisat felsefesinin temelinde ise sömürgecilik yer almamaktadır. Ekonomisinin temeli insanlarının ihtiyaçları kadar üretimdir. Osmanlı İmparatorluğunda, ihtiyaç fazlası ürün üretip bunları pazarlamak geneli itibari ile yoktur (ihracat).

Kervansarayların ülkemizde yaygın olmasına dikkat edin! Birçoğu yabancı ülkelerden gelen ticaret kervanlarının güvenliği ve rahatlığı için kurulmuştur. Yani, bizim insanlarımız sadece karnını doyurmayı öğrendi, ihtiyaç fazlası üretip bunu pazarlamayı değil(dış pazarlama)… Siz, bu insanlara üretip, ürettiğini satmayı öğretmediğiniz sürece bu düşüncenin değişmesi mümkün değildir. Ülkemizin en büyük hatası kendi temel ihtiyaçlarını dahi üretmeyip ( istenilirse üretilebilir ) bunları dışardan temine çalışmasıdır. Bakın, ekonomimiz 1980’li yılarla beraber dış dünyaya açıldı. Hem de elinde neredeyse hiç parası olmadan kumar masasına oturan meraklı gibi. Bu merak süreci sancılı gerçekleşti. İnsanlarımız değişik ürünlerle tanıştı, bunları kullanmaya başladı ve kendi üretmediği için dışardan almak zorunda kaldı… En büyük yanlışta bu şekilde yapıldı ( değişen dünyayı analiz etmeden, değişen ürünleri incelemeden, bir süzgeçten geçirmeden, üretimini gerçekleştirmek için elini dahi kıpırdatmadan ülkemiz insanlarının önüne kontrolsüzce ürünleri koymak ).

Bu durum günümüz cari açığın en büyük sebeplerinden biridir. Geçmişe gidersek Amerika’dan getirilen 1950’li yıllardaki iş makinelerini düşünün. Bu makineler Amerika tarafından bize verildi. Biz bunları alırken sevinçliydik, artık yurdun her yerine yollar yapabilecektik… Şunu göz önünde bulunduramadık: Bu makineler bize kullanılmış, ömrü neredeyse bitmiş olarak verildi. Bunların yedek parça ihtiyacı nasıl karşılanacaktı? Biz zaten üretmiyorduk, üretemiyorduk. Bunu düşünmediğimiz için bize yedek parça satarak Amerika para kazandı… İşte ticaret kafası budur, Amerika bunu planlı olarak yaptı. Yoksa Türkiye’ye olan sevgisinden vermedi o makineleri…

Ekonomiyi değerlendirirken tek boyutlu değil, perspektifi geniş tutup değerlendirirsek olayları daha teferruatlı irdeleyebiliriz. Bizim ülkemizin ekonomik anlayışı maalesef tek boyutlu. Sosyo-psiko kültürel temel dikkate alınmıyor nedense. Düşünün, bir ürün satacaksınız; ürünü sattığınız toplumun kültürüne ve insanların bireysel ihtiyaçlarına göre pazarlama teknikleri kullanmanız gerekir değil mi. Yani, sadece sermaye ve fabrikalarla olmuyor bu iş, ürettiğiniz ürünü satacak ticari zekâ da gerekli… Ayrıca, bizde iktisat hep ikinci planda tutulmuştur. Osmanlı devletinin çöküşe geçmesi ile birlikte bu çöküşün nedeni araştırılmamış, bu çöküş tek boyutlu düşünülmüş ve süreç daha da yıkıcı şekilde işlemiştir. Daha sonraları ise, cumhuriyetin ilk yıllarında biraz nefes aldıysa da şu an nefesi kontrollü almaktadır. Ölecek bir hasta gibi yani… Belki düşüncelerimi çok karamsar bulabilirsiniz; ama üzülerek söylüyorum, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik durum budur. Bu konu detaylandırılmaya müsaittir ve konu ile ilgili birçok şey de söylenebilir.

Ülkemizin parasızlık uğruna nelerden taviz verdiğini hepimiz az çok biliyoruz. Bu nedenle ekonomi bağımsız değilse ülke bağımsız değil demektir. Dünya düzeni kurulduğundan beri süreç böyle de işlemiştir. Size yeri gelmişken bir anektot aktarmak istiyorum: III. Selim’e Balkanlarda kritik noktada olan bir bölgenin siyasi erkinin para istediğini söylerler. III. Selim şöyle bir cevap verir: Tez para gönderilsin, bugün para alan yarın emir alır… Durum bundan ibaret… Böyle giderse, maalesef daha çok emir verecekler bize. Güncel bir olaydan bahsetmekte istiyorum, Son zamanlarda İran ile gaz anlaşması gündemde… İran kendi ülkesindeki bazı bölgelerin gaz işletim hakkını Türkiye’ye veriyor. Bu İran’ın Türkiye’yi kendi yanında tutma çabası içindir şüphesiz… Bu bizim ülkemizin menfaatleri açısından da uygun. Bazıları olmaz kardeşim, yapamazsınız diyor… Bu ekonominizin zayıf ve böyle bir durumda ekonominin siyasi erki güçsüz bıraktığının göstergesidir.

Birileri size bir şeyler söylerse dikkate alacaksınız, bir şeyler açıklarsa dikkate alacaksınız, bir şeyler dikte ediyorsa orada durup düşüneceksiniz. Neden? Bir insanın diğerine emretmesi onu kontrol altına aldığının göstergesidir. Kontrol altına alınanın her hareketi takip edilir. Bu durumda kontrol altına alan, alınanı sürekli tedirgin ve kendine güvensiz hale getirir. Sizce bizim ülkemizin durumu böyle bir örneğe doğru gitmekte midir? Siz cevaplarsınız artık.

Osmanlı devletinin gücünün zirvede olduğu dönemlere baktığımız zaman, Osmanlı devleti kontrolü elinde ve sürekli kontrol altında tuttuklarının hareketlerini takip eder vaziyettedir. Güç ekonomi ile doğru orantılıdır. Güç varsa para da var demektir. Para varsa da güç olabilir ama bunun istisnai durumları vardır. Osmanlı devletinde para vardı, güç vardı ve sonucunda hâkimiyet vardı. Sonra ne oldu? Para bitti güç kaybolmaya başladı. Son dönemlerine baktığımız zaman, sorunun ekonomik boyutu da olmasına rağmen ciddi bir ekonomistimiz yetişmemiş. Oysa Tanzimat’la birlikte birçok alanda, aydınlar kendini göstermiş fakat ekonomi alanında hiç bir kıpırdama olmamıştır…

Geçmişe bakıp düşünelim bakalım… Sağlıcakla kalın…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir