Psikolojik Baskı İddiası: Egemenlik

Bir insan diğer bir insan veya diğer insanlar, bir toplum diğer bir toplum ya da diğer toplumlar üzerinde neden egemenlik kurmak ister?

İnsanoğlu belirli özelliklere göre donatılmıştır. Bu özelliklere yaratılıştan gelen özellikler diyebiliriz. Bunlardan bir tanesi ve en önemlilerinden biri düşünebilme yeteneğidir. Yine merak, korku, hırs, egemenlik yaratılış özelliklerindendir. Bunlar insanın içgüdüsünde vardır.

Egemenlik insanların baskı kurma iddiasıdır. Bu iddia diğer insanlar üzerinde psikolojik baskı yapmaktadır. Kişi diğer bireyleri güdümüne almak istediği anda egemenlik kurmaya çalışıyor demektir. Karşıdaki birey bu baskıyı hissediyor ve tepki göstermiyorsa egemenlik vücuda gelmiş bulunmaktadır. Karşıdaki birey bu baskıyı hissediyor ve tepki gösteriyorsa psikolojik çatışma meydana gelmektedir. Bu psikolojik çatışma bir diğerinin üstünlüğü ile sonuçlanabilir. Sonuçlanması uzun sürüyorsa her iki tarafın etkisi neredeyse birbirine denktir. Nihayetinde bu çatışma bireyleri yıpratmaktadır. Eğer psikolojik olarak herhangi birinin üstünlüğü oluşmuşsa, psikolojik çatışmayı kaybeden birey buna fiziki olarak müdahale edebilmektedir. Bu da ortaya cinayetleri çıkarmaktadır.

Bazen bunun tam tersi de olabilir. Birey direkt olarak fiziki müdahale yapabilmektedir. Bu durumda fiziki müdahalede bulunan birey kendine psikolojik olarak güvenmiyor demektir. İnsanda bireysel olarak başlayan bu duygu kitlelere yayılarak daha geniş bir anlam kazanır. İnsanlar toplusal varlıklardır, bu nedenle bir arada yaşamak zorunluluğunu hissederler. Bunun sonucunda bir arada yaşamaya başlamışlardır. Bu, beraberinde klanlaşmayı getirmiştir. Daha sonraki süreçlerde topluluktan topluma doğru bir kayma olmuştur. Toplum olmanın bazı koşulları zamanla meydana gelmiştir. Ortaya çıkan bu toplumlar ve toplum anlayışı beraberinde birlikte hareket etme duygunu ortaya çıkarmıştır.

Bu şekilde bireysel olarak insanda bulunan egemenlik kurma içgüdüsü toplumsal bir karakter kazanmıştır. Aynı zaman da bireysel olarak ta devam etmiştir. Toplumsal egemenliğin ilham kaynağı bireysel olarak egemenlik içgüdüsüdür, bu yüzden devam etmek zorundadır ki toplumsal olan yaşayabilsin. Toplumsal olarak egemenlik ne demektir?

Bir toplumun başka bir toplum veya toplumlar üzerindeki toplumsal psikolojik baskısıdır. Yani bir toplumun diğer bir toplum veya toplumları kontrol altına alması olayıdır. İnsanlar toplumsallaştıktan sonra bunun mücadelesini vermişlerdir ve hala vermekte devam etmektedirler. Toplumlar bu uğurda birbirleriyle çatışma içine girmiş ve sonuçta insanlar acı çekmiştir. Savaşlar hep bu amaçla yapılmış ve yapılmaktadır. Bu mücadeleler egemenlikte yer alan sihirli bir sözcük uğruna yapılmaktadır. Bu sihirli sözcük “kontrol” sözcüğüdür.

Egemenlik kanlı bir mahiyet kazanmıştır. İnsanlar onun uğruna çok kan akıtmışlardır. Hem de kendi cinsinin kanını akıtmışlardır. Bu kavramı bu kadar önemli kılan ise hâkimiyet duygusudur. Bu duygu harekete geçtiği anda mutlaka çatışma meydana gelecek demektir. Zaten her an tetiktedir içgüdü. Bunu harekete geçirmek hiç de zor değildir. Şartlar oluştuğunda o zaten kendini ortaya çıkaracaktır.

İnsanların birde tabiatla mücadelesi vardır. Bu mücadele ilk olarak hayatta kalmak şeklinde ifşa etmiştir. Daha sonraki süreçlerde ise bilimin gelişmesi ile doğaya hükmetme şekline bürünmüştür. Günümüzde insanlık bunun da mücadelesini vermektedir. Mücadelede kısmen başarılı olmuşta sayılır; henüz mücadele bitmiş değildir. İnsanlık var olduğu sürece bu devam edecektir. Buradaki mücadele insanlığın ortak mücadelesidir. Kanlı değildir, fakat her iki taraf içinde yıpratıcıdır.

İnsanlar bu içgüdüler ile vücut bulmuşlardır, bu nedenle bundan kurtulamazlar. Bu insanın elinde olan bir şey değildir. İnsan sadece bu duyguyu kontrol altına alabilir. Yani egemen olma içgüdüsüne karşı egemenlik sağlayabilirse içgüdüyü kontrol altında tutar ve bu duyguyu zararsız bir hale getirir. Buradan da anlaşılacağı üzere insanoğlu kendi içinde bile egemen olma mücadelesi vermektedir. Kendi içindeki mücadeleyi veremeyen başka mücadelelerde bulunamaz. Önce kendimizi, benliğimizi dizginlememiz gerekmektedir.

Toplumsallık insanlara birlikte hareket etmeyi sağlamıştır. Bu durum büyük bir gücü de beraberinde getirmiştir. Hangi toplum kendini daha güçlü hissederse diğer toplumlar üzerinde caydırıcı niteliği olan birtakım unsurlarla egemenlik kurmaya başlamıştır. Bu da beraberinde çatışmaları meydana getirmiştir. Kendini yetersiz hisseden toplumlar egemenlik kurmaya çalışan toplumların caydırıcılık unsuruna karşılık bir şey yapamadıkları için bu durumu istemeyerekte olsa kabullenmektedirler. Bu kabul süreci hazımsızlık meydana getiriyorsa çatışma başlamak üzeredir. Hazımsızlığı yaşayan toplumlar köklü bir tarihe sahip ve gurur çizgisinden ödün vermeyen toplumlardır.

Egemenlik savaşlarının temelinde psikolojik yıpratma vardır. Psikolojik yıpratma güçlü toplumun diğeri üzerindeki baskısının, baskı yapılan toplum tarafından hissedilmesidir. Hissedilen bu baskı sonucu toplum boyun eğiyorsa egemenlik kurulmuş demektir. Eğer psikolojik baskı yetersizse ya da toplum bunu dikkate almıyorsa egemenlik kurmaya çalışan toplum ya bundan vazgeçecektir veya fiziksel olarak müdahale edecektir. Bu da olmazsa karşısındaki toplumun tepkisini kabul etmek zorunda kalacak ve egemenlik kurma çalışması başarısızlıkla sonuçlanacaktır.

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Bu söz egemenliğin bir toplumda, kişilere ve ya belirli bir zümreye değil toplum da yaşayan herkese verilmesi gerektiği üzerinde duruyor. Egemenlik yönetimle de doğrudan ilgilidir. Egemenlik bir güçtür ve bu gücü kullananlar yönetici konumunda olurlar. Bu gücü bir kişi toplumuna karşı, bir toplum diğer bir topluma karşı ve bir toplum kendine karşı kullanabilir. Yukarıda ki söz egemenlikle yönetimin ne kadar bağlantılı olduğunu açıklıyor. Yönetimin olduğu bir yerde mutlaka egemenlikte olmak zorundadır. Aksi durumda yönetim diye bir şey olmaz.

İnsanlar bu psikolojik baskıyı bazen seve seve kabullenirler. Tarihte bunun örnekleri de mevcuttur. Bu durum egemenlik kurmaya çalışanın karşı tarafın ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak onlara değer verdiğini hissettirmesi ile ilgilidir. Karşıdaki bu değer verişi hissettiği anda ortaya ister istemez pozitif bir durum çıkar. Yani kişi ya da toplumlar egemenliği kabul ederler. Hatta egemenlik kurmak isteyene de yardımcı olurlar. İnsanlar kendilerini yıpratmayan, yıpratmayacak olan egemenliği kabullenirler. Eğer egemenlik karşı tarafı yıpratıyorsa bu çok uzun ömürlü olmayacak demektir. Eninde sonunda çatırdamaya başlayacaktır.

Dünya savaşlarının perde arkasındaki gerçek sebep temelde insanlarda bulunan daha sonra toplumlara sirayet etmiş olan egemenlik kurma eğilimidir. Günümüze kadar II büyük dünya savaşı meydana gelmiş, bu savaşlar devletlerin egemenlik sahalarındaki çıkar çatışması sonucu tezahür etmiştir. I. Dünya Savaşının sonucu II. Dünya Savaşının başlangıç sebeplerinden biri olmuştur. Almanya I. Dünya Savaşındaki sonuçlarının kendisine çok ağır geldiğini hissetmiş ve bunu ortadan kaldırmak, kendi egemenlik alanını genişletmek-Büyük Nazi İmparatorluğu ve Aryan ırkının Üstünlüğünü kabul ettirme-için savaşı başlatmıştır.

Bu süreç günümüzde Amerika Birleşik Devletleri tarafından işletilmektedir. ABD’nin amacı dünya egemenliğidir. Bunu zaten tamamı ile olmasa da başarmış sayılır. Tabi her çıkışın bir inişi vardır, bir gün ABD bu üstünlüğünü kaybedecek onun yerini başka bir devlet alacaktır. Bu benim görüşüme göre Çin, Rusya, Japonya devletlerinden biri olabilir. Bunun dışında bir devlet olması da söz konusudur. Diğer milletler, özellikle güçlü bir politikaya ve ekonomiye sahip olamayanlar konjektür gereği bu düzene boyun eğecektir.

Türk milleti olarak biz Osmanlı sayesinde egemenliğimizin zirvesini yaşamışız. Bizim farkımız şuradadır: Biz egemenliğimizi baskı, zulüm, egemenlik sahamızdaki insanları hiçe sayarak değil; hoşgörü ile, özgürlük ile, onlara kendilerini değerli hissettirerek gerçekleştirmişiz. Filhakika 6 asır egemenliğimiz devam etmiştir. Günümüzdeki egemen olan devletler sık sık değişmektedir, değişecektir de. Onlar sadece kendi çıkarlar doğrultusunda hareket etmekte ısrar ediyorlar. Bu durum da insanların güvenini sarsıyor ve nefret oluşmasına neden oluyor. Düzenler bu nedenle kalıcılığını sağlayamıyor.

Egemen olma insan var olduğu sürece mevcudiyetini devam ettirecektir. Hâkimiyet insanlara tatlı gelir ve insanları peşinden sürükler. Bazen insanlıklarını da alıp götürür.

Bir önceki yazımız olan Seçime Yedi Kala başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir